Hoşgör Köftecisi

Byakademia

Hoşgör Köftecisi

Hoşgör Köftecisi

Hoşgör Köftecisi

“Ilık bir mart güneşi, iliklerine kadar ısınıyor insan. Böyle havalar, kış sonların- da, çok kişileri mesut eder. Saadet nedir? Herkes saadeti tanımış mıdır bu dünya- da? Bu meseleler üzerine uzun uzun konuşmak mümkün. Kim bilir, belki o zaman ben de bu söylediğim sözden vazgeçerim. Ama zaman zaman ben de kendimi mesut sansam ne çıkar? Büyük saadetlerden hiçbir vakit nasibim olmayacağına göre bunlarla avunayım bari.”

“Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var. Ama ne yazık ki biz o insanı tanımıyoruz. Girmişiz küçük burjuvanın içi- ne, yuvarlanıp gidiyoruz. Başka cemiyetlerin, başka sını arın adamı olduğumuzu bile bile. Bizim dertlerimiz, içinde yaşadığımız adamların dertlerine benzemiyor. Ne parada gözümüz var, ne pulda.”

Saadeti bırakalım. Ondan emin değiliz. Varsın olsun, ya da olmasın. İlgilen- miyorum pek. Biz ıstırabımıza bir kez daha gülümseyelim. Dertlerimize. İnkâr et- memek gerek. Onlarsız yapamıyoruz. Onların yeri bizim için başka, çok başka. Çevremde aynı hisleri duyan bir kişi var mı? Beni duyan, beni anlayan? Istırabımı bilen. Yok. Olmayacak da. Şunu da kabul etmeliyiz. Ne ben, ne de bir başkası anla- dığını söylüyorsa, yalan söylüyordur. Gerçekten, anlamıyoruz. Ne karşımızdakinin ıstıraplarını ne de kendimizin. Istırabı, acı şekmeyi seviyoruz biz. Biz sözüm ona, garipleriz. Ne parada gözümüz var, ne pulda. Bir başka bizim derdimiz. Bir başka.

Kimileri derler ki intihar bir irade işidir. Ben buna inanmıyorum. İntihar bir iradesizliktir. Dünyadaki güçlükleri yenebilen, o iradeyi gösterebilen kimse kolay kolay ölüme razı olmaz. Ölüme razı olan, hiçbir şeyle cedelleşmeyen, bu savaşta bütün ümitlerini kaybeden kişidir. O ümitlerini kaybetmek için de, insanın, kendi- sini dünyaya bağlayacak hiçbir şeyi olmamalı. Ne para, ne pul, ne aşk, ne muhab- bet, ne şeref, ne namus. Ama şimdi ben öyle miyim ya! Hiçbir şeyim olmasa bile günde beş lira kazanabileceğim. Beş lira! Az para mı?

Bu beş lirayla pekâlâ karnımı doyurabilir, ısınabilir, giyinebilir, dünyanın pa- rasız olan bütün nimetlerinden faydalanabilirim. Gökyüzünün parlaklığı, denizin mavisi, ağaçların yeşili, toprağın sıcaklığı, suların sesi, havada uçan kuşlar, rüzgâ- rın getirdiği çiçek kokuları… Nasıl vazgeçerim bunlardan? Hayır, ölmek istemiyo- rum…”

İntiharı seçebiliriz. Ya da yaşamayı. Ben ne desem boş. Ben ne yaşıyor, ne ölüyorum. Ben yazıyorum. Benim kendi yaşanmışlıklarım ya da kendime ait bir yaşamım yok. Olmadı. İstemiyorum da sanırım. Ya da olmasından korkuyorum. Neyse, bu mevzuları biraz da kendimize saklamak gerek. Biz geçelim beş liraya. Ah bir beş liramız olsaydı. Biz de ne güzel yaşardık oysaki. Ah bir beş lira, bizi o sakin sahil meyhanesinden, Hoşgör Köftecisi’nden uzakta tutan. Ya da denizin mavisinden, esen rüzgârdan. Olsaydı. Keşke. Bir beş lira…

“Beyaz kanatlı kuşlar, hep çığlık çığlığa başımın üzerinde. İçimde sonsuz bir sevinç. Bağırmak istiyorum: ‘Boş ver!’ diye haykırmak istiyorum, ‘Beş liraya da boş ver!’”

About the Author

akademia administrator

Mesajınız